Çocuk Yaştaki Genç Kadınlar

 

Çocuk Yaştaki Genç Kadınlar

 

Gençlerimizin cinsellikle tanışma yaşının 12–13’e kadar inmekte olduğu günümüzde, cinselliğin yaşanması ve ruhsal olgunluk arasındaki uçurumun büyümesi sorunsalı da kaçınılmaz olarak gündeme gelmektedir.


Dinamik psikiyatri kuramları açısından ele alacak olursak; “fallik dönem”i yaşıyor olarak adlandırılan 3–6 yaşları arasındaki bir çocuk, üç yaşından itibâren cinsiyetinin farkındadır. Anatomik açıdan kız ve erkek arasındaki farklılığın bilincindedir. Çocuklar, cinsel kimlikle uyumlu olarak kız ve erkek çocuğun nasıl giyineceğini, nasıl davranacağını, ileride âile kurunca hangi sosyal role bürüneceğini bu yaşlardan itibâren idrak ederler.

 


Âile ve toplumun da geri bildirimleriyle çocuklar kendi cinsel kimliklerini ve rollerini benimsemeye başlarlar. Kız çocuklar anneleriyle özdeşim yaparak ileride onlar gibi hoş bir hanım olma, erkek çocuklarsa babalarıyla özdeşim yaparak ileride yakışıklı bir erkek olma hayâlleri kurar. Bu hayâllerin içerisinde; kız çocuklar için gelin olmak, beyaz gelinlik giymek, evinin hanımı olmak, anne olmak erkekler için ise damat olmak, baba olmak evin reisi olmak gibi temalar yer alır.

 


Ergenlik dönemine girdikten sonra, karşı cinsten birisiyle yaşanan ilk hoşlanmanın ardından, bu hayâller doğal olarak büyür. Âit oldukları âilenin ahlâkî anlayışına göre, bu yaşlarda aleni olarak yaşanan flörtler veya plâtonik âşklar veya âileden gizlice sürdürülen flörtler kendini gösterir. Günümüzde genel olarak gençlerimizin cinsellikle ilk tanışmaları da bu yaşlarda olmaktadır. Karşı cinsle yaşanan ilk elektriğin ardından, cinselliğin karşılıklı olarak keşfi baş gösterir. Bu keşif sınırsızca yaşandığı takdirde, gençler sık olarak bu hazzı arama arayışına girerler.

 


Peki, ruhsal olgunluk bedensel ve cinsel olgunlukla paralel mi seyreder?

 


Bilinen odur ki, ruhsal olgunluk bedenin gelişmesiyle değil, tecrübe ile ilişkili olarak gelişir. Tecrübenin oturuşması ise seneler alır. Yâni, ruhsal olgunluk ancak belli bir yaştan sonra kendini gösterir.


Gençlerimiz, medyanın da etkisiyle, çok erken yaşlarda “büyük aşk” yaşadıklarınız zannedip kendilerini yoğun bir duygu seline bırakmaktadırlar. Gerçekte, ruhsal açıdan bu yaşlar kişinin hayattan ve karşı cinsten ne beklediğini keşfetme yaşlarıdır. Dolayısıyla bu yaşlar duygusal arayışların çok yoğun olarak yaşandığı yaşlardır. Birisinden çabuk sıkılmaya, aklın ve gönlün hızla başkasına kaymasına sıkça rastlanır. İşte bu durumlarda terk edilme veya aldatılmanın acısını ilk kez tadan genç ağır bir hüsran yaşayabilir.


Hem kaybedilen objenin yası, hem de alışmış olduğu böylesine bir duygudan mahrum kalma sıkıntısı genci gerçekten bunaltabilir. Günümüzde, Batı’daki büyük şehirlerimizde maâlesef, herkesin sevgilisinin olması gençler arasında âdeta bir moda hâline gelmiş durumda. Herkes birbirini bu doğrultuda bire bir destekliyor

.
Sevgilisi olmayan gençler kendilerini aşırı derecede yalnız hissediyor. Sevgilisiz kalmayı, cinselliği hiç tanımamış olmayı kendileriyle ilgili bir eksiklikmiş gibi yaşıyorlar. Fiziksel açıdan kendisini beğenmeyen gençlerimiz her geçen gün çoğalıyor. Âşikâr bir kusur olmasa dahi, çok küçük yaşlarda estetik cerrahlarının kapısını çalan ve gereksiz yere dudak, göğüs, burun operasyonu yaptırtan kişilerin sayısı katlanarak artıyor. Ne yazık ki toplum olarak güzellik anlayışımız, standart bir tipteki fiziksel özellikleri barındıran bir türe doğru indirgenir oldu. Bu standart tipin fiziksel özelliklerini taşımayan gençlerimiz kendilerini hiçbir şekilde beğenmemekte.

 

Günümüzde, gençlerin karşı cinsle yaşadıkları duygular da abartılı bir şekilde ele alınmaya başlandı. Bir sevgilisi olan genç bu durumu bir anda en kutsal “aşk” gibi değerlendirip aşırı yüceleştiriyor. Bu duyguyu kaybedince ise ağır bir yıkım yaşıyor.


Doğu’daki bâzı şehirlerimizde ise kültürel açıdan daha farklı bir sorun yaşanıyor. Nevşehir gibi bazı illerimizde çocuklar 9–10 yaşlarında âilelerinin öngördükleri gençlerle nişanlanıyorlar.

Doğu ve Güneydoğu’daki bâzı şehirlerimizde ise çocuklar daha doğar doğmaz “beşik kertmesi” adı altında âilelerinin uygun buldukları bir bebekle(!) sözlendiriliyorlar ve bu çocuklar, ergenlik döneminden gün alır almaz evlendiriliyorlar!

 

Çocuklar, ön ergenlik dönemindeki gençler daha çocukluklarını yaşamaları, kendilerini tanımaları gereken bir dönemde evlilik gibi ağır bir müesseseye ön hazırlık yapar şekilde sözlü ve nişanlı genç hanımlar ve beyler olarak ortalıkta dolaşıyorlar. Sorulduğunda kız çocuklar çocuksulukla kadınsılık arasında sıkışmış bir işveyle “ben nişanlıyım” diye cevap veriyor. Erkek çocuklar ise henüz bıyıkları terlememiş hâlleriyle “benim nişanlım var, bu bayram ertesi evleneceğiz” gibi ifadelerde bulunuyorlar.

 

Ne hâldedir bu çocuk kadınlar-erkekler? Ruh sağlıkları açısından bu yaşlarını nasıl yaşamaları daha uygundur:


—Ruhsal açıdan en sağlıklı olanı genç yaşlarda ufak çaplı flörtler yaşayıp, bu süre içerisinde kendini ve karşı cinsi tanıyabilmektir. Bu noktada yaşanmakta olan ilişkinin “flört” boyutunda kalması, yaşanan duyguların “hoşlanmak”, “beğenmek” adı altında ele alınması, bir kişiye bağlı kalınmayacağının bilinmesi esastır. Bu tip ilişkilerde cinselliğin sınırsızca yaşanması ayrılık durumunda yaşanacak olan örselenmeyi arttırır. Ayrıca, hayatta yaşanması gereken tatları hızla genç yaşlarda tüketmek genci ağır bir buhrana ve ilerisi açısından yoğun bir tatminsizliğe sürükler.

 

—Flörtler esnasında, kişi karşısındakini tanırken kendisini keşfeder. Bir ilişkinin getireceği keşif tamamlanınca gençlerin ilgisi doğal olarak bir diğerine kayar. Kaçınılmaz bir şekilde, bu diğer kişiyle de yaşanacak belirli duygular ve keşfedilecek özellikler vardır.

 

—Kişinin, bu şekilde kendini keşfi seneler alır. Kendilik duygusu ancak zaman içerisinde oturuşur. Dolayısıyla, doğru insanı seçip sevebilmek olgunluğuna erişmek de uzun zaman alır.

 

—Evlilik kurumu ise çok ciddi bir müessesedir. Kişi, ancak kendisinden ve hayattan ne beklediğinin idrakine vardıktan sonra böylesine bir sorumluluğu üstlenecek kıvama gelir.

 

Özetle, hayattan ne beklediğini, nasıl bir insanla birlikte olmayı arzu ettiğini keşfettikten sonra karşı cinsle ciddi bir şeyler yaşamak en akıllıca strateji olacaktır. Bu olgunluğa eriştikten sonra, cinselliğin tamamının uzun vâdeli olarak başlanan bir ilişkide yaşanması en sağlıklısıdır.

 

Eş seçiminde âile büyüklerinin tesiriyle yapılan seçimler kişiyi hatalı karar almaya itebilir. Bu nedenle, gençlerimizin, tahsillerini tamamlayıp gelecekle ilgili beklentilerini ortaya koyduktan sonra, kendi hür irâdeleriyle hayatlarını birleştirecek olan kişiyi seçmeleri en ideâl olanıdır.

 

Tabii ki âilelerinin gönüllerini kırmadan…


 

 

Uz. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat

^