Çocuklarda Ergenlerde ve Gençlerde Bilgisayar ve İnternet Tutkusu

 

Çocuklarda Ergenlerde ve Gençlerde Bilgisayar ve İnternet Tutkusu

 

Çağımızın en modern iletişim aracı olan internet kullanımı yaygınlaştıkça, bilgisayar kullanım yaşı daha erkene kaymakta.

 

Artık hemen hemen her evde birden fazla bilgisayar mevcut!


Çocukların bilgisayarla tanışması genellikle ilk olarak atari oyunlarıyla olmaktadır. Daha sonra çeşitli bilgisayar oyunları devreye girer. Son derece cezp edici görüntüler, aksiyonlar ve sesler sayesinde bu oyunlar çocukların büyük oranda ilgisini çekmektedir. Arka arkaya kazanılan puanlar, daha fazlasını kazanma hırsını yaratmaktadır.


Ebeveynin işi veya daha büyük olan diğer çocukların ihtiyacı gereği evde internet bağlantısı mevcutsa, çocukların bu uçsuz bucaksız sanal ortamla tanışmaları daha erken olur. Hızlı öğrenme kaabiliyetine sâhip olan çocuklar, bu sâyede internet ortamını da sür’atle keşfetmeye başlarlar. Şehirlerarası, milletlerarası olacak şekilde birden çok kişiyle oynanan oyunlar, sanal ortamda tanışılan kişilerle sohbet edebilmeye yönelik siteler hızlı bir şekilde ilgi odağı olur.

 

Çocukların yeniliklere yetişkinlerden daha hızlı olarak intibak ettikleri bir olgudur. Bu durum anne ve babaların ilk başta hoşuna gider. Çocukları bilgisayar dünyasının detayları hakkında kendilerinden daha fazla bilgi sâhibi olma yolunda ilerlemektedir. Bu sebeple, çocuğun bilgisayara karşı ilgisi ebeveyn tarafından başlangıçta desteklenir. Bunların hepsi, ileride önüne geçilmesi zor bir bilgisayar alışkanlığının temellerinin atılmasına katkıda bulunur.

 


Çocuk ve gençlerde bilgisayar merakının tutkuya dönüştüğünü yâni aşırı olduğunu düşündüren göstergeler:


—Okul öncesi çocuğunun oyuna ayırdığı zamanın tümünü bilgisayarla uğraşarak geçirmesi.

 

—Okul çocuğunun veya gencin evde olduğu zamanının tümünü bilgisayar başında geçirme arzusu.

 

—Bilgisayar başında zaman geçirme arzusunun ders çalışma, ödev yapma, sınavlara hazırlanma çabalarından daha öncelikli olması.

 

—Bilgisayar başında zaman geçirme arzusunun âile içi sosyal iletişim ve paylaşım isteğinden daha öncelikli olması.

 

—Akranlarıyla zaman geçirmektense, bilgisayar ile uğraşmanın daha fazla tercih edilmesi.

 

—Akranlarla birlikte geçirilen zamanda ortak tek paylaşım noktası olarak bilgisayarın tercih edilmesi.

 

—Bilgisayarla uğraşmak konusunda âile veya öğretmenlerden gelen ikazları dinlememe, bu konudaki uyarılara sinirlenip tepki gösterme.

 

Yukarıda bahsi geçen maddelerden bir veya birkaçının varlığı durumunda, en kısa zamanda bir çocuk ve ergen psikiyatrından yardım almak uygun olacaktır. Başvuru zamanının geciktirilmesi alışkanlığın daha da artıp, bağımlılık noktasına gelmesine yol açar. Bağımlılık ise tedavi gerektiren ve güç olan bir durumdur.

 


Bilgisayara olan ilginin bağımlılığa dönüşmemesi açısından âilelere düşen görevler nelerdir:


—Okul öncesi çocuklarında atari ve bilgisayar kullanımını olabildiğince sınırlayın. Hayâl dünyasını ve yaratıcılığı geliştirmeye yardımcı olacak şekilde, elektronik oyuncakların hâricindeki materyallerle de oyun oynamalarını destekleyin.

 

—Çocuğunuza bilgisayar satın almayı en az 8–9 yaşlarına kadar erteleyin. İlköğretimin sonuna kadar evde bilgisayar başında geçirdiği süreye mutlaka sınır koyun. Dersleri açısından gerekmedikçe, hafta içi bilgisayar kullanımına izin vermeyin.

 

—İlköğretim döneminin sonuna kadar çocuğunuzun, internet ve bilgisayar başında sâdece Cuma ve/veya Cumartesi yahut Pazar günü bir-iki saatliğine vakit geçirmesi uygundur.

 

—Lise çağından itibâren gencin, tercihen ödevleri açısından gerekmedikçe hafta içi bilgisayarını açmaması, şayet internete girecekse dersleri bittikten sonra ve uyku saatini çok geciktirmemek kaydıyla bunu yapması en uygunu olacaktır.

 

—Anne ve babaların da çocuklarına bu açıdan model teşkil etmek açısından evde bilgisayar ile ilgili işlerine olabildiğince az zaman ayırmaları gerekmektedir.

 

—Yemeklerin mümkünse âile sofrasında yenmesi, bu dönemde sohbet edilmesi sosyal paylaşımı destekleyecektir.

 

—Sosyal iletişimin ve münâsebetlerin âile bireyleri tarafından desteklenmesi, buna yönelik ortamların özellikle yaratılması, hafta sonları dış mekânlarda zaman geçirilmesi, çocuğun ve gencin ufkunu sanal ortamdan beşerî dünyaya çevirmeye katkıda bulunacaktır.

 

Görüldüğü gibi bu konudaki tedbirin erken dönemlerde alınması çok önemlidir. Aksi hâlde çocuğun zihnindeki oyun ve hayâl dünyası sâdece bilgisayar ortamının agresif ve/veya hayâlî sanal karakterleriyle özdeşleşir.

İçgüdüsel olan kendilerini yetiştirmeye yönelik hırsları, sâdece sanal ortam tarafından yönetilen bu karakterler üzerinden ortaya konur. Bu oyunların çoğu şiddet içermekte olup, hepimizde doğuştan mevut olan saldırganlık dürtüsünün gelişmesine zemin hazırlamakta, çocuklarımızın daha saldırgan hâle gelmelerine katkıda bulunmaktadırlar. Bu yüzden, zekâları teknolojik açıdan gelişirken, sosyal yönden geri kalır.

 


Yıllar içinde arkadaş seçimi ve muhabbet etmek için de internet ortamı kullanılmaya başlanır. Mevcut arkadaşlarla yüz yüze görüşüp bir şeyler paylaşmak yerine, “MSN” veya “Chat” ortamları tercih edilir olur. Sevginin ifâdesi veya sözel tartışmalar mimiklerden yoksun şekilde, teknolojik ikonlar aracılığıyla yürütülür. Son model bilgisayar kameralarının sağladığı kolaylıkla, bilgisayar ortamı üzerinden canlı iletişim de kurulunca, gerçek yüz yüze paylaşımın yaşandığı pastane, “kafe sohbetleri” ikinci plâna atılır. Arkadaşlarla eski usûlden bir araya gelip sinemaya gitmek yerine, bilgisayar başında DVD seyretmek daha câzip hâle gelir.

 


Klâsik usûl olan arkadaşın arkadaşını tanıştırmasıyla dost edinme yönteminin yerine, bilinmedik kişilerle sanal ortamlarda arkadaşlıklar kurulur. Bu kişilerle saatlerce sohbet edilip, sanal aşklar yaşanabilmektedir. Kurulan bu ilişkilerle gerçek dünyada yüzleşildiğinde ise, genellikle hep sukut-u hayâl yaşanmaktadır.

 


O hâlde, ebeveyn olarak bilgisayar ve internet kullanımını hayatımıza hangi noktaya kadar dâhil edelim, çocuklarımıza ek olarak hangi meşguliyetleri sunalım:

 


—Teknoloji bu derece hızlı ilerlerken internet ve bilişim dünyasını kendimizi ve âilemizi çağın gerisinde bırakmayacak şekilde takip edelim.

 

—Çocuklarımızın bilgisayar ve internet kullanımına yaşlarına uygun olacak şekilde tahdit getirelim (sınırlandıralım). Kendimiz de onlara bu konuda model olalım.

 

—Çocuğumuza bilgisayar oyunlarına ek olarak, hayâl dünyasını, sosyal iletişimini ve el becerilerini geliştirmeye imkân sağlayacak oyun seçeneklerini sunalım.

 

—Âile içi sohbetlerine, duygusal paylaşımlara ortak sosyal faâliyetlere mutlaka zaman ayıralım.

 

—Çocuğumuzun spor, san’at, müzik alanlarındaki yeteneklerini keşfetmeye çalışalım ve bunları geliştirmeye yönelik ortamlar hazırlayalım.

 

—Tiyatro, film, konser gibi sosyal faaliyetlere katılmak konusunda çocuklarımıza kılavuz olalım.

 

—Çocuğumuzun akranlarıyla olan ilişkilerini, sosyal paylaşımlarını takip edelim ve destekleyelim.

 

—Kitap okumak ve entellektüel tarafımızı geliştirmek konusunda çocuklarımıza karşı yol gösterici olalım.

 

—Araştırma yapmak adına çocuğumuza tek kaynak olarak internet seçeneğini sunmayalım. Ansiklopedi ve kitapların bu konudaki değerinin altını çizelim.

 


Özetleyecek olursak, modern dünyamızın en önde gelen icatlarından olan internet ve bilgisayar şüphesiz ki bize çok geniş ufuklar açmıştır. Bilişim dünyasını çağın gerisinde kalmayacak şekilde takip etmek, ancak bunu yaparken sosyal münâsebetleri ihmâl etmemek zaruri hâle gelmiştir. Aksi halde, yüz yüze bakmak, sarılmak, dokunmak, okşamak, karşılıklı ağlamak, sevinmek, tartışmak gibi birçok beşerî münasebeti ıskalamak tehlikesiyle karşı karşıyayız.

 


Çocuğumuzda bilgisayara yönelik ilgi aşırı bir tutku, yâni bağımlılık noktasına geldiyse en kısa zamanda bir çocuk ve ergen psikiyatrına başvurmak gereklidir. Ama esas olan, bu ilginin ilk etaptan itibâren bağımlılık noktasına gelmesine karşı tedbir almaktır.
Bütün bağımlılıklarda olduğu gibi, bilgisayar ve internet bağımlığının da biyolojik temel mekanizmaları vardır. Mezolimbik sistem denen beyin bölgesi bu tür davranışsal bağımlılıklardan sorumludur ve tedavisi bâzen alkol bağımlılığı kadar önem taşımaktadır.

 


Modern bilişim dünyasında kaybolmadan gezinmekte yeni bir dert de Hikikomori Hastalığı…


Japonya’da sayıları 300 bini aşan, gerçek sayının belki de bir milyonu bulduğu genci etkisi altına alan bu hastalıkla kayıp bir kuşak yetişiyor. Japon psikiyatrların üzerinde çalıştığı hastalığın kelime anlamı “Elini ayağını çekmek”. Bu gençler de hayattan el ayak çekip odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar. Yemeklerini burada yiyip uyuyor, hâttâ tuvalet ihtiyaçlarını bile odalarında gideriyorlar.

 

Bu sorun Türk gençlerini de tehdit etmeye başladı. Odalarından çıkmayan, sürekli bilgisayar oyunları oynayan, tamamen sanal arkadaşlıklar kuran bu gençlerin asosyalleşiyor, kimseyle konuşmuyor ve ciddi anlamda tedaviye ihtiyaçları var. Çoğunlukla pek farkına varılmıyor başlarda, hâlbuki tedaviye erken başlamak çok önemli. Âileler ders çalışıyor zannedip takip etmiyorlar ama çocuklarının bilgisayarda yaptığı şeyi görmeleri, incelemeleri lâzım. Girdikleri siteleri takip etmeleri, oyun mu oynuyor ders mi çalışıyor anlamaları gerekli.

 

Hikikomori’nin pençesine yakalanan gençler, genellikle sosyal ilişkilerinde yetersiz ve çekingen oluyor, sanal âlemde kendilerini daha rahat hissediyorlar.


Tabii ki bu otistik regresyon (rücû, geri gitme) ilerledikçe saldırganlaşıp, bilhassa anneleriyle sonu cinayetle biten tartışmalar bile yaşayabiliyorlar. Kötü bitmiş gençlik aşkları, sınav maratonu gibi problemler de hastalığı tetikliyor.

 

İlk defa Tamai Sakuto isimli bir Japon psikolog tarafından târif edilmiş. Dissosiyatif bir bozukluk, kültüre bağlı bir hastalık, bir hayat tarzı, şizofrenik spektrum hastalığı olduğu hakkında tartışmalar hâlen sürmekte.

 

Karoshi (aşırı çalışmaya bağlı ölüm) de Japonlar’a özgü bir sendrom.
Tedavide çocuğun veya ergenin tercihan hastâneye yatırılması, bir yandan dopamin antagonistleri ve/veya antidepresanlar verilirken, yeniden sosyal hayata dönmesini sağlayıcı yoğun bir psikoterapi uygulanması söz konusu.

 

Ayrıca, sıklıkla âilede bulunan diğer hastalıklı bireylerin, bilhassa annenin de sevk ve idaresi önem taşıyor. Az sayıda da olsa, buna benzeyen vak’alar görmekteyiz.

 


 

 

Uz. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat

 

^