Ergenlik ve Gençlikte Cinsellik ve Bununla İlgili Uygun Ebeveyn Tutumları

 

Ergenlik ve Gençlikte Cinsellik ve Bununla İlgili Uygun Ebeveyn Tutumları

 

Ergenlik ve gençlikte cinsellik ve bununla ilgili uygun ebeveyn tutumları .

 

Ergenlik dönemi genel olarak kızlarda 11–13, erkeklerde ise 12–14 yaşlarında başlar.

Ergenlik dönemi karşılığı olarak Türkçemiz’de “delikanlılık dönemi” sözü de vardır ve bu dönemin ruhsal özelliklerini çok güzel tasvir eder; gerçekten de bu yaşlarda kanı delice akar insanın. Mâsumca çocukluktan yetişkin bir bireye dönüşmenin evrimsel-genetik kodu devreye girer ve hormonal, biyolojik, psikolojik, sosyal açılardan tam bir fırtına yaşanır. Karşı cinsiyetle çocukluk döneminden daha farklı bir alışveriş ortaya çıkar, giderek karşı cinsiyetten bireylerden hoşlanırlar. Flörtler ve duygusal ilişkiler kendini gösterir.


Bu yaşlar genellikle âilelerin en tedirgin oldukları yaşlardır. Çocuklarının kimlerle görüştüğü, nerelere gittiği merakla tetkik edilir. Cinselliğin yaşanmasının 11–12 yaşa kadar düştüğü günümüzde âilelerin gençler üzerindeki tutumu ne olmalıdır, karşı cinsiyetle arkadaşlıklarına nasıl yaklaşılmalıdır sorularının cevaplarını biraz açalım.


Tabiidir ki her âilenin bir geleneği, bir tarzı vardır. Bununla ilgili olan ahlâk anlayışı küçük yaşlardan itibâren aşılanır. Çocuğa terbiye verilirken, onun okul çevresi, akranları ve diğer sosyal destek sistemlerinden göreceği örnekler de göz önüne alınmalıdır. Bu durumu gözetmeksizin terbiye verildiği takdirde, gençlikte akranlar arasındaki örnek alma davranışı çok daha fazla rol oynadığı için, ne yazık ki genci yalan söylemeye itmiş oluruz. Yâni, âilesinden muhafazakâr eğitim almış olan bir gencin, okulu ve sosyal çevresindeki ortam âilesininkine oranla daha rahatsa, arkadaşları gibi davranabilmek için âilesine yalan söyleme ihtimâli artacaktır.

 


Gençlere “o kişiyle arkadaşlık yapma”, “şu yere gitme”, “şöyle yapma” demek, bağırmak ve azarlamak kesinlikle aksi tesir yapar; bilimsel ifâdeyle olumsuz pekiştirme yapmaktan başka işe yaramaz.

En sık uygulanan hatalı tutumlar gencin bir arkadaşıyla görüşmesini veya bir mekâna gitmesini yasaklamak, dışarıda olan genci sürekli olarak cep telefonundan aramak eve gelmesini söylemektir.

Gençlerin, yâni “delikanlıların” anlayışına göre “yasaklar, çiğnemek içindir”.


Her durumda âile içindeki diyalogun ebeveynce ve dostâne olması çok önemlidir. Çocukluk döneminden farklı olarak, gençlere bir şey yapmaları dikte edildiğinde ters etki yapar. Gencin ikna edilmesi gereklidir. Bu yapılmadan önce de, yetişkinin kendisinin duygularını anladığını hissetmelidir. Genç, ancak yetişkin tarafından anlaşıldığını tam hissederse onun getirdiği mantıklı teklifi kabûl eder.


Zorlamaktan ziyâde, arkadaşının veya gittiği mekânın tehlikeli olabileceğini dostâne üslûplu ebeveyn-genç diyalogu içinde mantıklı bir şekilde anlatıp, bunu kendisinin görmesini sağlamak çok daha olumlu etki yapar. Genellikle bu konunun birçok kez konuşulup irdelenmesi gerekebilir. Söz konusu olan durumun yanlış olduğunu gencin anlaması genellikle zaman alır. Bu durumda sabırlı davranmak ve çabalamaktan vazgeçmemek esastır.


Çocuklarının cinsellikteki sınırları konusunda aşırı hassas olan âilelerin ilk öğretim ve lise dönemlerindeki kız çocuklarına bekâret muayenesi yaptırdıklarına hâttâ okulların da bunu desteklediğine dair bazı haberler zaman zaman basın gündemini meşgul etmektedir.


Bu konuyla ilgili olarak zâten gence kendi rızâsının dışında yaşatılan bir cinsel eylem yasalarımız nezdinde suçtur ve hukuken gereken yürütülecektir. Ancak, gençlerin kendi rızaları dâhilinde yaşadıkları cinsel yakınlaşmaların sınırını tesbit etmek üzere genç bir kızın okulun da onayı ile âilesi tarafından bir kadın doğum uzmanına zorla götürülerek bekâret muayenesinin yapılması, o genç kişi için son derecede alçaltıcı bir yaklaşımdır. Kişinin zorla böyle bir muayeneye mâruz tutulup, sonucunun ne olursa olsun başkalarıyla ve okul yönetimiyle paylaşılması, mahremiyet alanına kesin bir saldırıdır ve gencin kendine olan saygısını örseler. Böyle bir anlayış, sosyal yönden gençlerin tüm dikkatini cinsellik ve sekse çeker ve daha da özendirici olur; yâni “olumsuz pekiştirme” gene gündeme gelir!

Eğitim ve öğretim yuvası olan okullarda gencin mahrem hususları açısından damgalanması tüm benlik savunma mekanizmalarını ve özgüvenini olumsuz etkiler. Eğitim sistemi başta olmak üzere tüm sosyal çevreye bir tepki oluşturur. Depresyonu ve intihar girişimlerini tetikler. Ruhsal, akademik ve sosyal gelişimini örseler. Unutulmamalıdır ki, en çok intihara ergenlik ve erken gençlik dönemlerinde rastlanır. Bu yaşlarda fevrîlik, sonunu düşünmeden davranma âdeta istisna değil kâidedir.


Bu konuda âilelere ve okullara düşen rol testi kırıldıktan sonra insanı suçlamak değil, önceden tedbir almaktır. Bunun yolu ise iyi bir âile içi iletişimden, anne babaların ebeveyn kimliklerini koruyarak çocuklarıyla dost oldukları bir âile modelinden geçer.

Bu modelde çocukluktan itibâren karşı cinsle kuracakları ilişkinin niteliği ve sınırı, âilenin kendi ahlâk değerlerine göre, içinde yaşanılan toplum normlarından çok farklı olmamak kaydıyla verilir.


Ancak, âile kurumu her durumda, hatasıyla ve başarısıyla çocuğunu bağrına basan bir müessese olmalıdır.

Hataları ve yanlışlıkları olsa da kayıtsız şartsız çocuğunun yanında olan, desteğini asla durumda esirgemeyen âilelerin yetiştirdikleri gençlerle gelişen ve büyüyen bir toplum mânevî açıdan her zaman zengin olan bir toplum olacaktır.


 

 

Uz. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat

^