Psikiyatra mı Köprüye mi

 

Psikiyatra mı, Köprüye mi

 

Psikanalizin kurucusu Avusturyalı Sigmund Freud, ‘‘Ben de nörotiğim, herkes de nörotik. Ben ancak benden daha az nörotik olanlara yardımcı olabilirim’’ diyerek aslında hiçbirimizin normal olmadığını söylemişti.

 

Üzerinden çok zaman geçti. Bugünün Türkiyesi’ndeki uzmanlar, yaşam şartlarının ve toplumsal baskının altında yaşayanların depresyona açık olduğunu vurguluyor ve yüzde 80 gibi yüksek bir oranla halkımızın bu tür belirtileri gösterdiğini belirtiyorlar. Onlara göre kendisine sık sık soru sormaya başlayan ve yanıtları bulamayan kişiler risk altında!

 

Ve Türkiye’de ruh hastalarının oranı, kişilik bozukluklarını da eklersek yüzde 80, kişilik bozukluklarını dışarıda bırakırsak yüzde 25. En iyimser tahmin ise şu: Yüzde 50! Yani her iki insandan birinin bir hekime ihtiyacı var.
Konuştuğumuz ve hastaları arasında çok ünlü insanlar da olan, Türkiye’nin önde gelen psikiyatrların, en sık karşılaştıkları vaka ‘‘depresyon’’. Başarısız oldukları alan ise ‘‘kişilik bozuklukları’’. Depresyonun bir beyin hastalığı olduğunu ve insan vücudundaki ağrıların özellikle migrenin yüzde 50 oranda psikolojik durumdan kaynaklandığını söylüyorlar. Yine de ABD’deki insanların yüzde 15′inin psikiyatr ya da psikologa gittiğini, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 1,5′a düştüğünü ifade ediyorlar.

 

Psikiyatr Kerem Doksat, ‘‘Türkiye’de, psikiyatrlara başvuran insanlara ne ad verileceği konusunda her zaman tereddüt yaşanıyor. Tıp doktorlarında, gelen kişilere ‘hasta’ demek eğilimi var. Gelen kişinin rahatsızlığına göre hasta olup olmadığı değişiyor’’ diyerek şöyle devam ediyor: ‘‘Psikiyatr hasta der, psikolog ise danışan. Aslında doğrusu İngilizce’den bir türlü tam karşılığını veremediğimiz ‘client’ yani ‘müşteri’ sözcüğüdür. Fakat bu, bakkaldan peynir alan müşteri de olabilir; o yüzden, bu kelimenin Türkçesini dilimize bir türlü yerleştiremedik.’’
Peki, psikiyatrlar bunaldıklarında, yardıma ihtiyaç duyduklarında ne yaparlar? Doksat bu sorumuza gülerek şu yanıtı veriyor: ‘‘İntihar ederiz’’. İşin şakası bir yana dünyada tıp branşları arasında intihara meyilli olanların ilk sırasında anestezi uzmanları, ikinci sırada ise psikiyatrlar yer alıyormuş. Doksat, ‘‘Fakat Türkiye’de biz bunu değiştirdik. Birinci sıraya yerleştik’’ diyor. Ancak bunun meslekten etkilenmeden ziyade kişinin kendinde olan problemlerden kaynaklandığını belirtiyor. Bu arada intihar etmeseler de öldürülme riskleri var; emniyet mensuplarından sonra en fazla öldürülen meslek erbabı psikiyatrlar…

 


Her gün onlarca kişinin sorunlarını dinleyen, bunlara çözüm yolları arayan psikiyatrların aslında bu mesleğe kendilerini keşfetme ve sorunlarına çözüm aramak için başladığını ve daha sonra bazılarının kişilik bozukluklarının arttığını söylüyor. Doktorun kendini ameliyat etmesi düşünülemeyeceği gibi psikiyatrın da meslektaşlarının yardımına gereksinim duyacağı zamanların olduğunu belirten Doksat, ‘‘Çok ciddi bir sorunumuz olmamasına rağmen bir aile psikologumuz var’’ diye konuşuyor.

 

KÖPRÜYE ÇIKANLAR KİM

 


‘‘Sevmeyi bilmiyoruz. Çocuğu da karıyı da kocayı da sevgilimizi de en önemlisi kendimizi sevmeyi bilmiyoruz’’. Evlilik sorunları ve depresif kişiler konusunda zaman zaman psikiyatrlarla paralel çalışan Psikolog İpek Tlabar, kendisine başvuran kişilerin ‘‘hata yapmasına, güçsüz olmasına’’ izin verilmeyenler olduğunu söylüyor. Tlabar karşılaştığı vakalar hakkında şunları söylüyor: ‘‘Sık gelen şikâyetlerin başında evlilik problemleri var. Kendini sevmeyen, kendi olmaya cesaret edememiş, öz güveni eksik kişiler geliyor. Türkiye’deki aile yapısından kaynaklanan sorunlar aslında bunlar. Aşırı koruyucu anne, diktatör baba, sonra da kendini ifade etmeyen uslu çocuk; işte sana sorun. Anne babanın güvenmediği çocuk kendine nasıl güvensin. Boşlukta kalan insanları da uyuşturucu çeteleri ve tarikatlar kapıyor’’.


Yurt dışında beş yıldızlı bir master eğitiminin meseleyi halletmeye yetmediğini belirten Tlabar, şöyle devam ediyor: ‘‘Ancak eğitimsiz kesimin böyle bir olgudan haberi bile yok. Bana parası olan geliyor. Asıl parası olmayanlara ulaşmak lazım. Köprüye çıkanlar, sinemaya bile gitmeye parası olmayan insanlar psikologa nasıl para bulsun. Çünkü terapinin süreci içerisinde de para gerekiyor. Ben seyahat, kitap öneriyorum’’.

 

İntiharı önleyen ilaç


Psikiyatrlar yıllar içinde son derece ilginç olaylar da yaşıyorlar. En ilginç anıyı bulmak bir psikiyatr için oldukça zor. Ancak en çarpıcı anılar tedaviye direnç gösteren hastalarla yaşananlar… Her türlü tedaviyi reddeden bu tür hastalar depresiflerin yüzde 3–5, şizofrenlerin ise yüzde 10′unu oluşturuyor. Kerem Doksat asistanlık döneminde yaşadığı ve uzun süre etkisinden kurtulamadığı bir ölüm olayını şöyle anlatıyor:
‘‘70 yaşlarında tedaviye dirençli depresyonda bir hasta vardı. Tedavisi için akla gelinebilecek her yol denendi. Ama onun yaşama isteği uçmuştu. Ölmeyi istiyordu. Hemşirelerin ona yaptığı iğnelerden birini saklayıp el ayak çekildiğinde damağından enjekte etti. Özellikle damağından enjekte etti çünkü oradan beyne daha kolay erişilebileceğini bilecek kadar da bilinçliydi. Bu çok acı verici ve dayanılması zor bir ağrı olmasına rağmen gıkını bile çıkarmadı. Daha sonra tüm kafatası boşluklarını iltihap sardı ve öldü. Bu kişi psikotik değildi gerçekten yaşamak istemiyordu. Ölmek istiyordu’’.
Ancak son zamanlarda mucize ilaçların bulunmasıyla bu tür ağır vakaların daha iyi tedavi edebildiğini belirten Doksat, buna da şu örneği veriyor: ‘‘Ağır depresyonda ve ağır intihar düşüncesinde olan bir hasta vardı. O da hiç bir tedaviye cevap vermiyordu. Daha sonra yeni çıkan bir ilaç ilk defa denendi ve hipomanik yani normalin üzerinde biraz keyif alarak, zararsız ziyansız yaşamını devam ettirdi.’’

 


Psikiyatra kim gider?


Psikiyatr ya da psikoloğa başvuranların çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Uzmanlar, bunu kadınların psikolojik rahatsızlıklarının daha fazla olmasına değil, psikiyatr yardımını daha kolay kabul etmelerine ve kadınların kendilerini daha iyi ifade edebilmelerine bağlıyorlar. Kadınlardan sonra sırayı işadamları, yöneticiler, öğrenciler alıyor. Psikiyatra başvuran kesim genellikle eğitimli ve sosyo ekonomik düzeyi yüksek kişiler. Fakat eğitimsiz ve kentli olmayan kesiminden insanların da sayısı da az değil.

 

Psikiyatr kendi sorununu nasıl çözer?

a. İntihar eder

b. Başka bir psikiyatra gider

c. Psikodramaya katılır

d. Doğaya sığınır

Doğru cevap: Hepsi

 

Yarımız deliyiz!

 


Köprüye ya da yüksek gerilim hattına hergün birilerinin çıkıp ‘‘Aysel’imi getirin yoksa atlarım’’ ya da ‘‘Patronum gelsin, özür dilesin’’ naralarının atıldığı ülkemizde, toplumsal hezeyanlarımıza çözüm arıyoruz. ‘‘Yardıma ihtiyacım var’’ demek bu konuda atılacak ilk adım oluyor. Bu yardımları ise genellikle aile, eş dost çevrelerimizde arıyoruz. Ancak içsel soruların yanıtlarını bu yöntemle bulabilmek pek de mümkün değil. Çoğumuz sorunlarımızı halledemeyince bunlarla yaşamaya alıştığımızı zannedip kendimizi kandırıyoruz. Kurtulmak mümkün mü? İşte tam bu noktada bir profesyonelin yardımı gerekiyor: Psikiyatrlar ve psikologlar…

 

Dışarıdan çok mutlu ve başarılı görünen kaç insanın, aslında haftanın belli günlerinde psikiyatr koltuğuna oturduğunu biliyor musunuz? Ben sordum; alanlarında isim yapmış, mesleklerine uzun yıllar emek vermiş ve yüzlerce insana psikolojik danışmanlık yapıp iyileştirmeye çalışmış psikiyatrlar Doçent Kerem Doksat, Ayhan Kalyoncu, Özkan Pektaş, Ayça Çerman ve psikolog İpek Tlabar’la konuştum ve öğrendim.

 

Sonuç; Psikiyatrlar ve psikologlar nefes almaya vakit bulamıyorlar!

Tabii ki burada söz konusu olan, uzun bilimsel araştırmalarla varılmış istatistiksel sonuçlar değil, daha çok uzman bir gözün deneyimlerine, gözlemlerine dayanıyor ama yine de bir fikir veriyor. Konuştuğum uzmanlara göre, Türkiye’de yaşayan insanların yüzde 80′i depresyona açık. Ruh hastalarının oranı, kişilik bozukluklarını da eklersek yüzde 80, dışarıda bırakırsak yüzde 25. En iyimser tahmin ise yüzde 50, yani her iki insandan birinin hekime ihtiyacı var!

 


 

Şermin SARIBAŞ – Hürriyet 1998

^