Boşanma ve Çocuk

Boşanma ve Çocuk

 

Günümüzde boşanma oranı artış gösterdikçe, boşanmış âile çocuklarının ruh sağlığı açısından değerlendirilmeleri de giderek artan bir ehemmiyet kazanmaktadır.

 

Okullarımızda hemen her sınıf düzeyinde birden fazla sayıda boşanmış âile çocuğu bulunmaktadır. Dolayısıyla bu olay, çocuk ruh sağlığı açısından giderek ivme kazanan şiddette önem arz etmektedir.

 

Boşanma her yaştaki çocuk için travmatik (örseleyici) bir olay olmakla beraber, değişik gelişim dönemlerinde farklı tepkiler ortaya çıkar. Bâzı özellikler kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte, genel olarak:


0–3 yaş arasındaki çocuklar olayın ne olduğunu idrak edemedikleri halde, anne ve babalarındaki gerginliği hissederler. Ayrı kaldıkları ebeveynin eksikliğini de hissederler. Bu durumda kendileri de huzursuz, gergin ve sıkıntılı olurlar. Uyku ve yemek düzenlerinde sorun olabilir.

 


4–6 yaş arasındaki çocuklar, olayın hukukî boyutunu olmasa dahi, âile kurumunda bir ayrılık olacağını idrak ederler. Genellikle bu durumu şiddetle reddederler. Söz konusu ayrılığın gerçekleşmemesi için ellerinden geleni yaparlar. Anne veya babalarına sorun çıkartırlar. Huzursuz ve sıkıntılı olurlar.

 


7–10 yaş arasındaki çocuklar boşanmanın hukukî ve mânevî boyutlarını tam olarak idrak ederler. Bu yaş grubunda, evdeki geçimsizliğin çok yoğun olduğu vak’alar, anne veya babalarına bu konuda anlayış gösterip boşanma fikrine karşı çıkmayabilir. Ancak, evde sıcak bir tartışma ortamının yaşanmadığı ortamlarda, çocuklar bu fikri yine reddederler. Annelerinin ve babalarının sözlerini dinlemezler, huzursuz ve sıkıntılı olurlar. Akademik başarıları etkilenebilir. Okula gitmek istemeyebilirler. Okulda arkadaşlarına karşı saldırganca tavırlar sergileyebilirler.

 

11–16 yaş arasındaki çocuklar, evde yaşanan sıkıntının farkındadırlar. Genellikle bir ebeveynlerini daha haklı bulurlar, hâttâ onunla koalisyona girebilirler. Boşanma olayına çok sıcak bakamasalar da, ilişkide özellikle sıkıntı yaşadığına empati yapabildikleri ebeveynlerinin hâline anlayış gösterip boşanmaya rızâ verirler. Âile içinde taraf tutma ve kutuplaşmalar yaşanabilir. Çocuk bir ebeveynine karşı isyankâr davranırken, güçsüz olduğuna inandığı diğer ebeveynine daha fazla bağlanabilir. Bu yaş dönemindeki çocuklar bir veya her iki ebeveyne karşı aşırı manipülatif bir tutum sergileyebilirler. Maddî ve mânevî ihtiyaçları doğrultusunda mevcut durumu kullanarak isteklerde bulunabilirler. Ergenlik dönemi sorunlarını daha zor şekilde atlatırlar. Ders başarıları olumsuz etkilenebilir veya tam tersi olarak kendilerini aşırı ders çalışmaya verebilirler. Akranlarıyla beraber geçirdikleri süre artar. Bu yaşlarda arkadaş seçiminde hatalı kararlar alabilirler. Sigara, alkol ve madde sûiistimâli riski artar. İç sıkıntısı, hayattan keyif alamama, konsantrasyon sorunları, çabuk sinirlenme, uyku ve iştah sorunları, boşluk duygusu gibi depresif belirtiler ortaya çıkabilir. Kimlik arayışı uzayabilir ve kendilik duygusunun oturması daha fazla zaman alabilir.

 

17–22 yaş aralığındaki çocuklar, artık, evdeki dinamikleri daha iyi fark eder durumdadırlar. Boşanma fikrini sevmeseler de, bu konuda annelerine de babalarına da anlayış gösterirler. Yine, bu yaş grubunda da hatalı arkadaş seçimleri ve sigara, alkol, madde sûiistimâli riski vardır. Kimlik kavramı ile ilgili sorunlar ve depresif şikâyetler bu yaş aralığında da ortaya çıkabilir. Üniversite sınavına hazırlanma, doğru seçim yapma, üniversitedeki derslere devam ve akademik başarı konularında sorun yaşama ihtimâlleri daha yüksektir.

 

 

Peki, boşanma sürecinde, ebeveynlerin hangi tutumları uygulamaları çocuk ruh sağlığı açısından daha uygun olur?


—Boşanma olayının gerçekleşmesinden önce, çiftlerin bir süre ayrı yaşayıp ilişkilerini tekrar gözden geçireceklerini çocuklara açıklamaları ve bunu gerçekleştirmeleri;

 

—Çiftlerin çocuklara karşı birbirlerini kötülememeleri;

 

—Çiftlerin çocukların yanında yüksek sesle tartışmamaları, evde şiddet ortamının yaratılmaması;

 

—Ebeveynlerin kendi ilişkileriyle ilgili olarak çocuklarını hâkim tayin etmemeleri, çocukları üzerinden birbirlerine haber iletmemeleri;

 

—Kaliteli anne-çocuk, baba-çocuk ilişkisinin hiçbir şekilde değişmeyeceğinin çocuğa anlatılması;

 

—Boşanma olayının gerçekleşmesi durumunda, bundan sonra hayatlarında olacak, maddî mânevî tüm değişikliklerin çocuklara önceden anlatılması;

 

—Boşanma sürecinde ve sonrasında anne ve baba arasındaki medenîce iletişimin ve saygının korunması, ebeveynlerin çocuğa karşı hiçbir şekilde birbirlerini kötülememeleri;

 

—Boşanmadan sonra çocuğun birlikte yaşamadığı ebeveynini düzenli şekilde ziyâret etmesini temin edecek anlaşma protokolünün oluşturulması;

 

—Boşanma sonrasında çocuğun her iki ebeveyni ile olan ilişkisinin kaliteli bir şekilde devam etmesi.

 

—Çocuğun temel bakım, korunma, sağlık, eğitim ve duygusal ihtiyaçlarının her iki ebeveyn tarafından da eşit dağılımlı olarak teminin sağlanması;

 

—Boşanma öncesinde ve sonrasında çocuktan gelebilecek olan maddî, mânevî manipülatif davranışlara karşı hazırlıklı olma, ebeveyn otoritesinin kaybedilmeden korunması;

 

—Çocuğun akademik başarısının, kurduğu arkadaşlıkların, zararlı alışkanlıklarının yakından takip edilmesi, sorun varsa derhal müdahale edilmesi.

 

Söz konusu olan tutumların ebeveynler tarafından uygulanamaması veya sorunların devam etmesi durumunda bir çocuk psikiyatrından destek alınması hayat kurtarıcı olabilir.

 

 

Peki, boşanma sonrasında ebeveynlerin DİĞER bir karşı cinsle yeni ilişkileri söz konusu olduğunda çocuklar bu yeni durumu nasıl karşılar?

 

Genellikle orta ergenlik dönemi yaşları olan 16–17 yaş civarına kadar çocuklar anne ve babalarını bir başka insanla paylaşma fikrine şiddetle karşı çıkarlar. Böyle bir durum söz konusu olduğunda o kişiyle tanışmaktan kaçınırlar, ilgili ebeveyne karşı öfkeli tavırlar sergilerler. Yaşanan duygusal ilişki konusunda fazla bir şey yapamasalar da, yeni bir evlilik fikrine kesinlikle rızâ vermezler.

 

Ebeveynlerinin ilk evliliklerinde yaşadığı duygusal sıkıntıya çok yakından şâhit olmuş olup, onlarla çok iyi empati kurabilmiş olan bâzı çocuklar yeni bir ilişki veya evlilik fikrini zaman içerisinde tasdik edebilirler.

 


Daha büyük çocuklar ise genel olarak bu konuda ebeveynlerine daha kolaylıkla anlayış gösterip, yeni bir ilişki veya evlilik fikrini daha rahat tasdik ederler.

 

Bu durumda ebeveynlerin nasıl bir tavır sergilemeleri daha uygun olur?

 

—Duygusal ilişkinin seyri ciddiye girmeden yeni partnerin çocukla tanıştırılmaması;

 

—Tanıştırmanın önce “iyi bir arkadaşlık” çerçevesi altında yapılması, zaman içinde değişik sosyal paylaşımlarla çocuğun bu yeni kişiyi tanımasının sağlanması;

 

—Çocuğun temel duygusal ihtiyaçları, terbiyesi ve vereceği önemli kararlar konusunda otorite merciinin öncelikli olarak dâima kendi biyolojik anne ve babasının olması;

 

—Çocuk ve yeni kişi arasındaki ilişkinin doğal bir seyir içerisinde oturuşmasına şans verilmesi, kişilerin birbirlerini sevmeleri, tanımaları ve bir araya gelmeleri konusunda baskı yapılmaması.

 

Yaşanan tüm bu hayat olaylarına gerek ebeveynlerin, gerekse çocukların alışması zaman ve emek isteyen bir süreçtir. Bu konularda ısrar eden bir sorunla karşılaşıldığı takdirde bir çocuk ve genç psikiyatrından yardım almak en uygunu olacaktır. Sorunlar büyümeden ele alındığında, çözüme varma şekli ve süresi kolaylaşır.

 

Unutmayalım ki çocuk ve gençlerimizin ruh sağlığı, toplumumuzun ruh sağlığının en temel yapıtaşıdır.

 

 


 

 

Uz. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat

^