Sadece 20 Kilo

 

Sadece 20 Kilo

 

Bir yudum çay içsem bardağı bırakıp tartılırım tükürsem bu kez de kaç kilo verdim diye koşarım.

 

Ankara’nın gecekondu semti Kayaş’a doğru giderken, 20 kiloya kadar düşen anoreksiya nervoza hastası Hatice Danabaş’a (28) soracağım onlarca soru vardı aklımda.
Ama her şeyden önce, onunla karşılaştığımda ne yapacaktım? Tokalaşacak mıydım? Elimi sıkacak kadar gücü var mıydı, hafifçe elini sıksam bile acaba ona zarar verir miydim? Bütün bunlar aklımdan geçerken elini sıkmaya karar vererek girdim kapıdan. Ama onu karşımda öyle bir deri bir kemik, kamburlaşmış görünce cesaret edemedim. “Merhaba” dediğimde, bana karşılık verebileceğinden, konuşabileceğinden bile emin değildim. Ama dişleri dökülmesine rağmen, gayet rahat konuşabiliyor, kendini ifade edebiliyordu. Hatta düşmesin diye arkadan tutturduğu eteğini göstererek, espri yaptı: “Arkadan fotoğrafımı çekmeyin, rezil olmayayım.” Akıl almayacak şeyler söylüyordu. Sadece kemiklerini saran bir deriden ibaret kalçalarından(!) memnundu, kilosundan rahatsızlık duymuyordu, 20 kilo olmasına rağmen hâlâ her gün tartılıyordu. “Hayatımın tehlikede olduğunu biliyorum ama bir insan yemek yememekle ölmez” diyecek kadar şuur dışı laflar edebiliyordu. Hatice Danabaş, şu anda Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nde kontrol altında. Vücudunda hiç vitamin kalmadığı için serumla beslenecek, 26 kiloya çıktığında ise psikiyatri servisine yatırılacak. Gördüğü her diyet listesine hayat kurtarıcı iksir gibi sarılanlara, ibretlik bir hikâye Hatice’ninki.

 

Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?


— Anormal bir şey görmüyorum. Çevremde gördüğüm kişiler nasılsa, aynada kendimi öyle görüyorum.

 

Kendinizi güzel buluyor musunuz?


— Pek güzel bulmuyorum ama zayıf buluyorum. Zayıflık benim için güzellikten daha önemli. Zayıf olmak hoşuma gidiyor. Ama kilolu olduğumda daha mutluydum, şimdi zayıfım ama mutsuzum.

 

Beğenilmek için zayıflamadınız mı? Şimdi zayıfsınız ama beğenilmiyorsunuz? Bu sizi üzmüyor mu?

 

— Etrafımdakilerin güzelsin demelerinden daha çok, zayıfsın demelerini istiyordum. Zayıflamışsın ne kadar kötü olmuşsun, çirkinleşmişsin dediklerinde hoşuma gidiyordu. Hâlâ gidiyor. Bu kiloda olmaktan memnunum.

 

49 kiloyum. Şu an beni fil gibi mi görüyorsunuz? 49 kilo size ne ifade ediyor?

 


— Korkunç bir kilo gibi geliyor. Asla o kadar şişman olmak istemem. Kendimi 49 kilo düşünemiyorum. Ama size baktığımda, sizi benden daha zayıf görüyorum. Sanki sizden daha kiloluyum.

 

Bunun psikolojik ve fizyolojik bir hastalık olduğunun farkında mısınız?

 

— Altı yıldır neredeyse hiçbir şey yemeden yaşıyorum. Ama bunun bir hastalık olduğunu, iki yıl önce Ankara Üniversitesi’ne tedavi olmaya gittiğimde öğrendim. Ondan önce gittiğim doktorlar, “Bu kızın midesi rahatsız” deyip, ona göre tedavi veriyorlardı. Üniversitedeki doktor bana bunun psikolojik bir hastalık olduğunu, insanların bu hastalıktan ölebileceğini söyledi.

 

Yaptığınız şeyin bir nevi pasif intihar olduğunu biliyor musunuz? Ölmek sizi korkutmuyor mu?

 

— Hayatımın tehlikede olduğunu, ölebileceğimi biliyorum. Doktorlar, benim gibi hastaların fotoğraflarını gösterip, öldüklerini söyledi. Doğru söylediklerini biliyorum ama inanmak istemiyorum. Bir insan hastalıktan ya da kaza sonucu ölür ancak. Yemek yememekle ölmez diye düşünüyorum.

 

ÇATLAYANA KADAR YİYİP SONRA KUSUYORDUM

 

Zayıf olma takıntınız ne zaman başladı?

 


— Konfeksiyon atölyesinde çalışıyordum. Oradaki arkadaşlarımın hepsi benden zayıftı. Bana kilolusun diyorlardı. Televizyonda mankenlere de özeniyordum. Önceleri öğlen yemeklerine inmemeye başladım, sonra akşam yemeklerini de kestim.

 

O zaman kaç kiloydunuz?

 

— Boyum 1.50 metre. Kilom 55.

 

Zayıflamaya yemek yemeyerek mi başladınız, yoksa yiyip çıkararak mı? Bulimia devresi olmadı mı?

 


— Önce bulimik oldum zaten. Tencere dolusu yemeği çatlayana kadar yiyip, sonra parmakla kusmaya çalışıyordum. Beş, on dakikada bir tuvalete gidiyordum. Üç yıl boyunca kustum. Başlarda ailem fark etmedi. Sonra tuvaletin kapısına dayanıp, “Ne yapıyorsun orada, iyi misin” diye sormaya başladılar. İçeri girmesinler diye tuvaletin kapısını da kilitliyordum. Annem kustuğumun farkına varınca, kilitlemeyeyim diye anahtarı attı. Babam benim bu hallerime dayanamayıp iki kez kalp krizi geçirdi. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bildiğimi okudum. Sürekli gözleri üzerimde olduğu için, bu kez evde kimse yokken yemeye ve kusmaya başladım. Evdekileri dışarı yollamak için bin bir türlü bahane uyduruyordum. Evdeki yemeklerin azaldığını görseler, kustuğumu anlarlar diye, kendime ayrıca yemek yapıyordum.

 

Şu anda bir günde ne içip, ne yiyorsunuz?

 


— 4 dilim salatalık ve domates yiyorum. Salatayı çok seviyorum, kilo yapmadığını bildiğim için bir kâse salata yiyorum. Ama hiç zeytinyağı koymuyorum. Zeytinyağı zeytinden yapıldığı için yağ yerine geçsin diye yarım zeytin yiyorum. Salatanın bile kilo yaptığını düşünüp, bazen bir iki çatal alıp bırakıyorum. Akşama kadar 10–15 bardak çay içiyorum. Şekerin kilo yaptığını biliyorum ama nasıl olduysa çayın şekerini kısmadım. Beni zaten ayakta tutan o şekerlermiş.

 

Restoranların önünden geçerken neler hissediyorsunuz?

 

— İçeri dalıp her şeyi yemek istiyorum, mis gibi kokular geliyor burnuma. Ama artık yemek istesem bile midem kabul etmiyor. Açım, canım istiyor ama midem almıyor.

 

KALÇAM TAM 90’DI ŞİMDİKİNDEN MEMNUNUM

 


Dişleriniz çürümüş, saçlarınız dökülmüş, tırnaklarınız zayıf, regl olmuyorsunuz, çocuk doğurma şansınız artık yok. Zayıflık olmak bütün bunlara değdi mi?

 

- Değdiğini hiç zannetmiyorum. Dişlerim döküldüğü için artık konuşmak istemiyorum zaten. Bir yere hafif bile çarpsam acısı iki gün geçmiyor.

 

Kalçanız yok, memeleriniz yok. Bir kadın olarak memelerinizi hiç özlemiyor musunuz?

 

— Hayır özlemiyorum. Böyle daha iyi, babamın yanında soyunabiliyorum hatta. Zayıflamadan önce kalçalarım tam 90’dı. Bana çok fazla geliyordu. O yüzden şimdiki kalçalarımdan memnunum.

 

Dans edememek, koşamamak, takla atamamak sizi üzmüyor mu?

 

— Dans edemediğime çok üzülüyorum. Çok güzel oryantal oynardım. Çok hareketli biriydim, şimdi iki dakika bile yürüsem hemen yoruluyorum. Merdivenleri inebiliyorum ama çıkamıyorum.

 

Sokakta sizi görenlerin tepkileri ne oluyor?

 

— Bana bakıp gülüyorlar. “Kanser mi, verem mi, Afrika’dan mı geldi acaba” diyorlar. Görünümümün insanlara garip geldiğinin farkındayım ama zayıf olmak hoşuma gidiyor.

 

Kemiklerinizin elinize gelmesinden, insanların size bakamamasından ya da dokunamamasından rahatsız oluyor musunuz?

 

— Bana bakmaya ya da dokunmaya korkuyorlar mı, tiksiniyorlar mı bilmiyorum. “Sana baktığımda midem bulanıyor” diyenlerin lafları bana boş geliyor.

 

EN SON ALTI YIL ÖNCE ÇİKOLATA YEDİM

 

En çok ne yemeyi özlüyorsunuz?

 


— Spagetti. Eskiden bir tabak dolusu yerdim, şimdi bir çatal alınca hemen doyuyorum.

 

Dondurma ya da çikolatayı doya doya en son ne zaman yediniz?
— Çikolatayı altı yıl önce. Yedi ay önce iki top dondurma yedim. Bitirmem neredeyse bir saat sürdü. Bir taraftan bayıla bayıla yedim, diğer taraftan pişman oldum. Hem yedim hem de atsam mı, atmasam mı, diye düşündüm.

 

NABZIM VE KALBİM DURDU SERUMLARLA 25 KİLO OLMUŞUM, ÇOK ÜZÜLDÜM

 


Üç yıl önce nabzım ve kalbim durdu. O anda bütün hayatım gözümün önünden geçti. Ama beni kurtarmışlar. Gözümü açtığımda kolumda serum vardı. Anneme, “Yaşıyor muyum” dedim. İşte o zaman ölebileceğime inandım. O an için yemeği kabul ettim. Birkaç gün az bir şeyler yedim. Ama sadece iki gün sürdü. Çünkü yine, yersem kilo alırım, diye düşünmeye başladım. Hatta o arada bana verilen serumlardan sonra 24–25 kilo olmuştum. Bunun kilo olduğunu zannettiğim için çok üzüldüm. Ama sonra onların sıvı olduğunu, idrarla dışarı çıkaracağıma ikna ettiler beni.

 

GÜNDE 35–40 KEZ TARTILIYORUM

Yemek yemeden önce ve sonra mutlaka tartılıyorum. Bir yudum çay içsem, bardağı bırakır kaç gram aldım diye tartıya koşarım. Tükürsem bu kez de kaç gram verdim diye koşuyorum. Birkaç gün önce tartımı kırdım. Ama biliyorum ki, iki gün sonra anneme “Tartı bul” diye tutturacağım. Almazlarsa bu kez ne yapıp edip, eczaneye gideceğim.

 

ANNE AYŞE DANABAŞ


Yiyip yiyip kustuğunu kan gelmeye başladığı zaman anladık
Hastalık olduğunu anlayana kadar zaten çok zaman kaybettik. Götürdüğümüz doktorlar ülseri var deyip, geçiyorlardı. İçine kapanık bir çocuktu zaten, derdini açmazdı. Yanımızda ölmüşçesine yer tıkanır, sonra kusardı. Biz onun kustuğunu artık kan gelmeye başladığı zamanlarda anladık. Ne dediysek olmadı. Bize sadece “Canım istemiyor” diyordu. Çok çabaladık ama elimizden bir şey gelmedi. Tükendik artık, yorulduk.

 

BABA HALİL DANABAŞ


Üzüntüden geçirdiğim iki kalp krizi bile onu durdurmadı
İşten eve geç geliyordu. Akşam yemeğini hazır bekletirdik ama o, “Ben işyerinde yedim” diyerek yemiyordu. Yalan söylediğini çok sonraları öğrendik. Kızım bu seni ölüme götürür, her duyduğun, okuduğun diyeti yapma dedim, yalvardım, ağladım. Hiçbir şey fayda etmedi. Gözümün önünde eriyordu ama ben bir şey yapamıyordum. Üzüntüden iki kez kalp krizi geçirmem bile onu durdurmadı. Eski resimlerine bakıp bakıp “Ne kadar şişmanmışım” diyerek ağlıyordu. Bir gün dayanamayıp ne kadar resim varsa hepsini sobada yaktım. Galiba bir iki resmi kaldı o kadar.

 

TELEVİZYONDA KENDİMİ GÖRÜNCE BU BEN MİYİM, DEDİM


Televizyonun ana haberlerinde kendimi görünce şoke oldum. “Bu ben miyim” dedim. Nefesim daraldı. Aynadaki görüntüm o kadar kötü değildi. Hâlâ kötü gelmiyor. Bir de aynaların farklı gösterdiğini düşünüyorum. Televizyonda o halimi gördükten sonra bile, akşam yiyeceğim küçücük balığın kızartmasını mı yesem, buğulamasını mı yesem diye düşünüyorum.

 

SENİ KADIN OLARAK GÖRMÜYORUM DEYİNCE KAFAMDAN KAYNAR SULAR DÖKÜLDÜ
Kız arkadaşlarımdan birinin erkek arkadaşına, “Bir erkek gözüyle bana bak, ne düşünüyorsun” dedim.”Seni kadın olarak görmüyorum, zayıf olmak istiyorsun ama seni kimse kadın olarak koluna takıp gezdirmez” dedi. Kafamdan kaynar sular döküldü sanki. Bu kadar mı çirkin ve iticiyim diye düşündüm.

 

BİR ERKEK ARKADAŞIM OLSA, DESTEĞİYLE DAHA İYİ OLURUM GİBİ GELİYOR

Daha önce sevdiğim biri vardı, fakat hastalanıp hastaneye yatınca, “Ben seninle evlenmem, seni bekleyemem” dedi. Bir erkek arkadaşım olsa, sanki onun desteğiyle daha iyi olurum gibi geliyor. Ama şu halimle kimsenin bana bakmayacağını da biliyorum.

 

ÇOCUK PANTOLONDAN VAZGEÇTİ

Kıyafetlerimi çocuk reyonundan alıyorum. Bir gün, 5–6 yaşlarında bir çocuğun üzerinde bir blue jean gördüm, beğendim. Anneme, “Bunu alalım” dedim. O çocuğun giydiği pantolonun aynısını giydim. Çocuk bir kendi üzerindeki pantolona baktı, bir bana baktı, annesine dönüp “Anne ben bunu giymek istemiyorum” dedi.

 

Prof. Dr. Kerem Doksat

 

Anoreksiya nervozayla bulimia evresini birlikte geçirenlerde tedavi umudu fazla
Bu tür hastalarda vücuduyla ilgili idrak hatası vardır. Aynaya baktığında kendini normal algılar, görüntüyü kendisinin devamı olarak görür. Ama televizyonda kendisine yabancılaştığı için bir başkasıymış gibi görür. Bu bir idrak kusurudur.

Meselâ bir anorektik bir başka anorektiği beğenmez. “Sen de böylesin” dendiğinde, “Hayır, böyle değilim” der. Anoreksiya nervotikler tedaviye çok dirençlidirler. Ne yazık ki, bu hastaların tedaviye rağmen üçte biri ölür. Tedavileri oldukça zordur. Bulimia nervozada etkili ilaçlar var ama anoreksiya nervozada, gerçekten etkili olduğu ispatlanmış ilaç yok. Hâlâ pek çok ilaç deneniyor. Ama bu örnek gibi, anoreksiya nervozayla birlikte bulimia evresini de birlikte geçirenler için tedavi umudu daha fazladır. Anoreksik vakaların büyük çoğunluğu yetişkin kadın olma rolünü istemez. Önceleri bu hastalık, sosyo ekonomik düzeyi yüksek sınıflarda görülüyordu.

Fakat kitle iletişim araçlarının çoğalmasıyla artık herkes her şeyden haberdar, sınıfsallık kalmadı. Literatürde, anoreksiya nervozaya yakalanan erkekler bildirilmedi. Bildirilen az sayıda vakanın hepsi gay.


Kaynak: hürriyet/haber/Şermin TERZİ
Mezura ile mezar arasında diyet ettim ölmeye

 

RAHİME SEZGİN
Hatice Danabaş’ı geçtiğimiz haftalarda ekranlara yansıyan bir deri bir kemik görüntüsü ile tanıdık. Aşırı kilolu olduğu düşüncesi ile altı yıl önce rejime başlayan 28 yaşındaki genç kız şimdilerde anaroksiya nevroza hastalığı ile pençeleşiyor. Sonra şarkıcı Ozan Orhon ile ilgili talihsiz haberler geldi gündeme: Şarkıcı Orhon midesine kelepçe taktırarak beş ayda 59 kilo vermişti, fakat şimdilerde istem dışı kilo kaybediyordu ve ne kilo kaybını ne de giderek kötüye giden sağlık durumunu kontrol edebiliyordu. Teknolojik imkanlar sayesinde daha az hareket etmeye, televizyon karşısında saatler geçirmeye, bol kalorili fast food yiyecekleri ve çerezleri tüketmeye teşvik edilen insanlardan, bütün bunlar hiç olmuyormuşçasına ‘ince’ görünmeleri bekleniyor. Sorunlu bir hayat tarzı dayatılıyor; ama bedenlerin kusursuz olması gerekiyor! Sonuç: Her üç kişiden biri diyet yapmakta. Normal kiloya sahip insanlar bile daha zayıf olmak uğruna buldukları her diyet listesine bir iksir gibi sarılıyor. Ölümüne diyetler ve riskli ameliyatlar artık hayatımızın bir parçası.
Sorumsuz rejimin diyetini ödüyoruz

 


Çevremizde karşılaştığımız üç kadından ikisi her an rejim yapıyor. Kimi gazeteden kestiği bir diyet programını uyguluyor kimi televizyonlarda nasıl zayıfladığını ballandıra ballandıra anlatan ünlü bir ismin yöntemine bel bağlamış durumda. Doktorların hayatınıza muhakkak yerleştirin dediği “sağlıklı beslenme”nin yerini ‘diyetle yaşam’ almış durumda. Fazla kilolardan kurtulmak yetmediği gibi herkes olduğundan “daha zayıf” olmak uğruna çaba gösteriyor. Her gün ekranlarda sunulan ideal manken ölçülerine kavuşmak herkesin ortak çabası. Fakat estetik uğruna girişilen bu yarış zamanla hem psikolojik hem de fizyolojik olarak insan sağlığını olumsuz şekilde etkiliyor. Üstelik bu tehlike sadece yetişkin insanlarda değil çocuklarda ve gelişme çağındaki herkesde.

 

Avustralya’nın Sidney kentinde düzenlenen 10. Uluslararası Obezite Kongresi’ne katılan Leeds Üniversitesi Profesörü Andrew Hill sunduğu tebliğde özellikle kız çocuklarında kilo takıntısının beş yaşından itibaren başladığına dikkat çekerek olayın vehametini gözler önüne seriyordu.

 


Kilolu olmamasına rağmen insanların kendilerini sürekli şişman hissetme hastalığı daha önceleri sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde görülüyordu. Özellikle televizyonun insan hayatındaki yerinin artmasıyla artık pramitin alt kısmında da aynı takıntılı durum kendini gösteriyor. Dr. Ender Saraç sosyetedeki aşırı gösteriş iddiasından kaynaklanan bu hastalığın kırsal kesimde de “Zayıf, ideal bir vücuda sahipsen daha çok itibar görürsün.” düşüncesinden dolayı yayıldığını söylüyor. Artık toplumun her katmanında kendini gösteren daha zayıf görünme arzusu birçok kişinin ölümüne diyetlere girmesine sebep oluyor. Bir türlü normal kiloya sahip olduğuna inanmayan bireyler hep “daha da fazla kilo kaybetmek uğruna” diyeti hayatlarının bir parçası haline getiriyor. Gittikçe psikolojik bir hastalık halini alan bu durum zamanında tedbir alınmazsa ölüme götürüyor. Bu durumu ‘Twiggy Sendromu’ olarak adlandıran Prof. Dr. Kerem Doksat şimdilerde türetilen “sıfır beden” modasının sağlıklı bir yaklaşım olmadığını; fakat bu anlayışın gençler arasında hatta yaşını başını almış hanımlarda da yayıldığını söylüyor.

 

Uzmanların ince beden hastalığı olarak adlandırdığı bu sendrom özellikle ergenlik çağındaki genç kızlarda daha çok görünüyor. Bedenlerindeki değişimin başladığı ergenlik sürecinde çevrelerinden vücutları ile alakalı aldıkları en küçük bir eleştiri özellikle de ‘şişmanladığının’ ima edilmesi birçok kızın ölümcül diyetlere başlamasına sebep oluyor. Bu hoşnutsuzlukla bedenlerini yıkmak için; aç kalmak, kusmak, müshil ilaçları, idrar söktürücü ilaçlar kullanmak, çeşitli hormon hapları almak, aşırı egzersiz yapmak gibi sağlığı tehdit edici yöntemlere girişiyorlar. Aileler farkına varana kadar bu yöntemi deneyen genç kızlar doktora gitmeyi de reddediyor. Kendilerini bekleyen tehlikeyi görmüyor ve tedavi olmayı kabul etmiyorlar. Bir deri bir kemik kalmalarına rağmen hâlâ birçok genç kız şişman olduğunu düşünüyor ve zayıflamaya devam etmek istiyor.

 

20 kilo olmasına rağmen Hatice Danabaş’ın aynada kendini hâlâ şişman olarak algılaması, bir dönem ‘bulimia’ olan podyumun en ince mankenlerinden Selin Toktay’ın “aynaya baktıkça kendimi balon gibi görüyorum” demesi bu durumun en belirgin iki örneği. Dr. Kerem Doksat böylesine “oruçlara” (çünkü bunu kutsal bir vazife gibi düşünüyorlar) en az 1/3’ünün Anoreksiya Nervoza’ya tutulduğunu ve bunların %30’unun ölümle sonuçlandığına dikkat çekiyor.

 

Aydilge Sarp’ın kaleme aldığı “Bulimia Sokağı” kitabında hastalık süreci şöyle özetleniyor: “İnsanın dış görünümünün, gerçekte kim olduğunun önüne geçtiği günümüz toplumunda, Aylin adlı genç kız, en büyük kusuru olarak gördüğü şişmanlığından kurtularak, içsel boşluğunu doldurmaya çalışır. Toplumun beğeni kalıplarına bedenini sığdırarak, daha önce onunla dalga geçen herkesin saygısını ve sevgisini kazanacağına inanan on altı yaşındaki Aylin, kısa sürede ruhsal ve bedensel açıdan çökmeye başlar. Yediklerini kusarak, topluma ve kendine duyduğu öfkeyi atmaya çalışan Aylin, hızla kilo kaybetmesi sonucunda kendini ‘Bulimia Sokağı’nda tutsak bulur.”

 


Bedeni ile onaylanmak ve takdir görmek arzusu ile çok riskli olmasına rağmen girişilen yöntemlerden biri de mideye kelepçe taktırmak. Pop sanatçısı Ozan Orhon diyet ve spor ile fazla kilolarından kurtulamayınca beş ay önce midesine kelepçe taktırarak 59 kilo verdi. İdeal kilosuna kavuştuktan sonra ekranlarda yeni görüntüsü ile mutluluk pozları veren, zayıfladıktan sonra tekrar işleri açılan Orhon, şimdilerde istem dışı kilo vermenin sıkıntısını yaşıyor. Midesi küçülen Orhon ölüm riski taşımasına rağmen midesine taktırdığı kelepçeyi gevşetmek için tekrar bir ameliyat daha olacak.

 


20 binin üzerinde şarlatan diyeti

 


Modern dünyada diyete ilgi artarken bu alan bir sektör haline de dönüştü. Özellikle son on yılda baş döndürücü hızla diyet kitapları, dergiler yayımlanırken, gazetelerin diyet sayfaları ve televizyonlar da her gün farklı seçenekler sunmaya başladı. Oysa bilinçsiz yapılan diyetler kısa süreli kilo kaybına sebep olsa da uzun vadede sağlıklı olmuyor. Günümüzde 20 binin üzerinde şarlatan diyeti olduğunu söyleyen Obezite Danışmanı Dr. Haluk Saçaklı kişinin yaşına, cinsiyetine, çalışma durumlarına göre kendine özel diyet programları uygulaması gerektiğinin altını çiziyor.

 

Özellikle yaz aylarında Seda Sayan, Gülben Ergen, Sibel Can gibi televizyon figürlerinin ekranlara çıkıp zayıflama yöntemlerini anlatması ile birçok kişi bu yöntemlere başvuruyor. Oysa bilinçsiz yapılan bu sağlıksız rejimlerin ardından kısa sürede verilen kilolar geri alınıyor. Dr. Ender Saraç bunun kilo verirken vücudun yağ oranında bir azalma olmamasından kaynaklandığını belirtiyor.
Podyumlarda boy gösteren mankenler gibi olmak arzusu dünyada birçok insanın sağlığından olmasına sebep oluyor. Podyumların toplumda yönlendirici olması sebebiyle Madrid Moda Haftası’nda yetkililer, çok zayıf mankenlerin podyuma çıkmasını gençlere kötü örnek oldukları gerekçesiyle yasakladı.

 

Türkiye’de ise Ebru Şallı gibi (Boy: 1.68, Kilo: 43) normalin çok altında bir kiloya sahip mankenler sürekli ideal vücut olarak ekranlarda gösteriliyor. Bir dönem zayıflamak uğruna yemek yemeyen, 48 kiloya kadar düşen ve kas erimesi ile karşı karşıya kalan manken Nefise Karatay’ın uyarıları bu noktada kayda değerdi. Genç kızları uyaran Karatay: “Sakın zayıflığa özenmeyin! Sıfır beden diye bir şey yok. Sıfır beden; Etiyopya’daki aç insanların ölçüsü!” ifadeleriyle durumun vahametini ortaya koymuştu.

 


Sürekli diyet yapmak yerine doktorların önerdiği “sağlıklı beslenme” anlayışı yaşam biçimi haline getirildiğinde hem sağlıklı olmak hem de fazla kilolardan kurtulmak mümkün. Sürekli diyet yapmak ya iştah patlamasına ya da hastalıklara sebep oluyor.

 

Aileler özellikle yetişme çağındaki çocuklarını diyet konusunda bilinçlendirmeli ve gerektiğinde uzmana götürmeli. Doktor kontrolünde alınan ilaçlar gibi diyetler de uzmanların gözetiminde olmalı.

 


 

Hürriyet / Haber / Şermin TERZİ

^